İslam dini ticaret de dahil olmak üzere insan ve toplum hayatının bütününü kuşatan değerler manzumesine sahiptir. Bu manzume hayatın doğal akışı içinde ticarete teşviklerinin yanında, fıkhi düzlemde emir ve yasaklar, ahlaki düzlemde haksız kazanç, fahiş fiyat ve muhatabını aldatmanın men edilmesi gibi prensipleri içermektedir. Başka bir ifadeyle kazanç sağlama, servet elde etme, yeme-içme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamada İslam dininin ortaya koyduğu ilkeler ve hükümler vardır. “Muamelat” üst başlığı içinde yerini alan bu ilke ve hükümleri en genel manada “helal kazanç yolları” diye de adlandırmak mümkündür.
Hocaefendi’nin hem bir İslam alimi hem de bir kanaat önderi olarak Hizmet katılımcıları nezdinde sahip olduğu kredisini kullanarak onlara İslami prensipler çerçevesinde helal kazanç uyarılarında bulunması, ekonomik kalkınmışlığa hizmet edecek yatırımlar yapmaya ve ticari hayatta yardımlaşmayı kolaylaştıracak dernekler gibi organizasyonları teşvik etmesi kadar doğal bir şey olamaz.
Nitekim bu gerçeği çok genç yaşında farkeden Hocaefendi 23 Şubat- 21 Eylül 1979 tarihleri arasında seri halinde İktisadi Mülahazalar üst başlığını taşıyan vaazlar yapmıştır. Sonradan “Enginliği ile Bizim Dünyamız” adı altında kitaplaştırılan bu vaazlarda İslam iktisadi kurallarının toplumda sosyal adaleti nasıl sağladığı, bu bağlamda gelenekte neler yapıldığı ve neler yapılabileceği somut örneklerle anlatılmaktadır.
Bahsedilen kitaptan uzun uzadıya alıntılar yaparak ‘Şu ayette, şu hadiste, şu fıkhi içtihatta şunlar söyleniyor’ demek veya İslam ticaret hukukunda yer alan Kur’an ve sünnet merkezli delilleri tek tek aktarmak mümkün. Konuyu alabildiğine uzatacak bu tür alıntılar yapmaktansa soruya direkt cevap olabileceğini düşündüğümüz şu değerlendirmeyi yapmak daha uygun olur: İletişim ve ulaşım vasıtalarının gelişmişliği sebebiyle uluslararası ithalat ve ihracatın bütün dünya sathında alabildiğine kolay olduğu, şirketleşme, borsa, bankacılık, elektronik ticaret vb yolların kullanılarak şahsi zenginliklerin, holdinglerin, ve tröstlerin bazen devletleri bile aşan ekonomik güce ulaştığı dünyamızda Müslümanların bu türlü imkanları değerlendirmemeleri onları ekonomik ve ticari açıdan zayıflığa mahkum eder. Müslümanların İslam ticaret hukukundaki kırmızı çizgilere riayet ederek bu alanda yer almaları hem kendilerine hem Hizmet hareketine hem de içinde yaşadıkları topluma ekonomik katkı sağlamalarını netice vermektedir. Ve bu durum hiçbir dini delile aykırı değildir. Dolayısıyla Hizmet Hareketi katılımcısı olan iş insanlarının biraraya gelerek dernekler kurması, bu dernekleri federasyon veya konfederasyon şeklinde yapılandırmaları, istihdam ve üretime yönelik yurt içinde ve dışında yatırımlar yapmaları sorgulanması bir yana, dini, iktisadi, ahlaki, hukuki her açıdan takdire layıktır.
