İçeriğe geç
Yazı Boyutu

Gezi Parki Protestolari Süreci’ndeki Hizmet ve Hocaefendi’nin tavrı nasıl olmuştu? O dönemde tavrını net bir şekilde ortaya koymadığı iddialarına ne diyorsunuz?

Türkiye’deki Gezi Parkı eylemleri Ortadoğu’da Arap Baharı adı verilen çalkantılı bir süreçte, 2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında yaşandı. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan İstanbul’un kalbi Taksim’deki tek yeşil alan olan Gezi Parkı’nın içindeki Osmanlı döneminden kalan tarihi Topçu Kışlası’nı yıkıp  AVM ve rezidans olarak kullanılmak üzere inşa edileceğini bildirdi. ”Ne yaparsanız yapın. Orası için karar verdik, yapacağız” dedi. 

Türkiye’de Gezi Parkı eylemleri, yakın Türk siyasi tarihine damgasını vuran kitlesel sivil itaatsizlik örneklerinden biridir. Yerine AVM yapılmak üzere yıkılacağı açıklanan Gezi Parkını korumak için toplanan insanlar ilk günlerde demokratik haklarını kullanarak hükümetin kararını şiddet içermeyen eylemlerle protesto ettiler. Ancak, daha sonra Erdoğan’ın ve eylemleri manipüle etmek isteyen grupların tahrikleriyle taşkınlıklar ve şiddet olayları yaşanmaya başladı.    

Türkiye’nin en ünlü sanatçılarının, kanaat önderlerinin, gazetecilerin de içinde yer aldığı binlerce insan Gezi Park’ındaki protesto eylemlerine katıldı. Ancak, protestolar bir süre sonra ülke genelinde hükûmet karşıtı gösterilere dönüştü ve başta Ankara, İzmir gibi büyükşehirler olmak üzere Türkiye’nin diğer illerine de yayıldı. Kadınlar akşamları aynı saatte pencerelere, balkonlara çıkıp tencerelere kaşıkla vurarak Erdoğan’ı protesto etmeye başladı. Erdoğan kadınların protestosunu “Tencere tava hep aynı hava” sözleriyle yorumladı. Türkiye, Susurluk Skandalına karşı yapılan “aydınlık için 1 dakika karanlık” eylemlerine benzer günleri bir kez daha yaşıyordu. Eylemlere katılan insanlar demokrasi ve özgürlük istediğini,Erdoğan’ın antidemokratik söylem ve eylemlerini kabul etmediklerini söylüyordu. Fakat daha önceki protestoların aksine Erdoğan hükümeti protestocuların üzerine polis şiddetiyle gitti.

Olaylar boyunca Erdoğan toplumu kutuplaştırmak için her fırsatı değerlendirdi. Taşkınlık yapanları işaret edip “Birkaç çapulcuya pabuç bırakmayacağız” diyerek ortamı daha da gerdi. Daha sonra yalan olduğu ortaya çıkan “Benim başörtülü bacıma saldırdılar” ve “Camide içki içtiler” iddialarıyla bir yandan kendi tabanını harekete geçirirken öte yandan da protestocuları şeytanlaştırdı. Aktivistlerin amacının Gezi Parkını ve yeşili korumak değil, iktidarını devirmek olduğunu iddia ediyordu. Olaylar sonucunda aralarında 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın da olduğu 8 sivil ile 2 polis hayatını kaybetti, binlerce insan yaralandı. Erdoğan miting meydanlarında Berkin Elvan’ı terörist ilan edip annesi Gülsüm Elvan’ı yuhalattı. 

Masum, doğal ve demokratik bir şekilde başlayan Gezi protestoları, ilerleyen süreçte yer yer rayından çıkarak istenmeyen olayların ve vandalizmin yaşanmasına neden oldu. Vandalizm ve şiddet yaşanmasında iki sebep öne çıktı. Birincisi, protestocuların arasına giren provokatörlerin tahrikleri, ikincisi ise Erdoğan’ın talimatıyla hareket eden polis ve belediye zabıtalarının protestoculara orantısız sert müdahaleleri oldu. 

Nihayetinde Gezi Parkı olayları, Türk demokrasi tarihinin en önemli kitlesel demokratik eylemlerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Gerilimin giderek arttığı böyle bir ortamda Hocaefendi, kamuoyuna verdiği mesajlarda her iki tarafı da itidale davet etti. Protestoculara, demokratik haklarını kullanarak taleplerini dile getirirken provakasyonlara karşı dikkat etmelerini, hükümete de hak arayanlara karşı ‘şefkatle’ yaklaşması gerektiğini ifade etti. Hocaefendi bir yandan protestoculara ‘itidal’ çağrısı yaparken öte yandan  Erdoğan’ın protestocuları “çapulcu” olarak tanımlamasına karşı çıktı ve “Onlara çapulcu demeyin” dedi. Tam da bu günlerde, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ‘Demokrasimiz test ediliyor, görüşme ve diyalog yollarının açılması demokratik olgunluğun işaretidir. İnanıyorum ki bu süreç iyi neticeler üretecektir’ derken, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da Hocaefendi’nin açıklamalarını, “Hocaefendi bize yol gösteriyor, ikaz ediyor. Allah razı olsun. Deniz feneri gibi önümüzü aydınlatıyor” diyerek değerlendirdi. 

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bu açıklamaları ve bazı Hizmet gönüllülerinin Gezi eylemlerine olumlu yaklaşması ve destek olmasından dolayı Erdoğan ve AKP çevrelerinden bazı isimler “darbe girişimi” olarak niteledikleri Gezi eylemlerinde Hizmet Hareketi’nin de yer aldığı iddialarını dillendirmeye başladılar 

Diğer yandan eylemleri destekleyen kesimlerden bazı isimler de eylemlere ilişkin ilk soruşturmaları açan savcıların ve protestolara müdahele eden polislerin Hizmet ile irtibatlı olduklarını iddia ederek Hizmet Hareketi’ni Gezi Protestolarının karşısında olarak konumlandırdılar. 

Bütün bu süreç boyunca, Hocaefendi’nin itidali tavsiye eden açıklamalarına ilaveten, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı da her iki kesimin iddiasına cevap olarak ‘Hizmet Hareketi’nin insanların şiddete başvurmayan barışçıl protesto hakkını desteklediğini ve hükümete karşı da bir komplo içinde yer almadığını’ vurguladı. 

Şunu da ifade etmek gerekir ki, Hizmet Hareketini Gezi prostestolarının karşısında konumlandıranların iddialarını temellendirdikleri olayların arkasında Erdoğan’ın olduğu ortaya çıktı. Protestoların ilk başladığı andan itibaren bütün müdahale talimatlarının Erdoğan’dan geldiği ve eylemcilerin çadırlarını polislerin değil belediye zabıtasının yaktığı bütün detayları ile basına yansımıştır. 

Gezi parkı eylemcileri ve onlara destek olanlara karşı yargı eliyle siyasi cezalandırma kampanyasının arkasında Erdogan’ın olduğu ilerleyen yıllarda daha net bir şekilde anlaşıldı. Erdoğan, Gezi Parkı davasını sonuna kadar takip edip Osman Kavala ve diğer aktivistlerin ceza alması için yargıya yoğun baskı kurdu. 15 Temmuz’dan sonra kurulan AKP yargısı tarafından 26 Nisan 2022 tarihinde Osman Kavala ve diğer Gezi Parkı aktivisitlerine en ağır cezalar verildi. Erdogan bu kararların hukuksuz olduğuna hükmeden AİHM kararlarını uygulatmadı. 

Netice itibariyle, Hocaefendi ve onun öğretileri ile şekillenen Hizmet hareketi toplumsal kutuplaşmanın arttığı kritik dönemeçlerde toplumun farklı kesimleriyle köprüler kurmak için çaba sarfetmiş, yatıştırıcı söylemlerle huzur ve kardeşlik ortamının tesis edilmesine katkı sağlamaya çalışmıştır. Buna binaen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi Gezi sürecinde bir taraftan halkın yeşili koruma adına barışçıl protestolarına ve daha önemlisi protesto hakkına destek vermiş ancak  toplumu kamplaştıran, kamu ya da özel sektörün binalarına yönelik saldırıları da eleştirmiş, demokratik hakların demokratik bir şekilde kullanılması ve o imkanın verilmesi konusunda her iki tarafa mesajlarını vermiştir.

Hizmete Dair sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin